hayat çok geride ve herkes öldü. cümleme böyle başlamak istiyorum. çünkü hayat tüm hislerime ambargo koymuş durumda. yıkık bir kentte iğne ucu kadar küçük bir yer arıyorum kaçacak. zaten bedenimi şehrin 750 km ötesine gömmüştüm. doğaya saygılıydım. onca yaşanılan şeyi garipsemeden hala ölmek için can atan garip bir güruhtum. ve bu şehrin suratının her noktasında beni çamura batırmış olmanın gururu duruyor. göz kapakları her seferinde ölümüme kefen diken bir terzi gibi çalışıyor. ama her ne olursa olsun beethoven boşa dinletmedi bana bu notaları. ve yatağımın bile çarşaflarını bozmamak için hiçbir peruklu aşkı yatağıma davet etmiyordum. hayatın çıkmaz labirentlerinin içinde kendimi öldürmece oynuyorum. standartların dışına çıkıp, belki de bir daha hiçbir şekilde duyamayacağım o sese, kulaklarımı tıkıyorum. gitmem gereken bir yer var aslında. dikmem gereken bir fidan. yetişmem gereken bir şarkının sonu. bir rüyadan uyanmam için, bir ele ihtiyacım var. içimde biriken onlarca ölüm provası var. bir ağaç olsaydım eğer, yaprak dökerdim. bir kitap olsaydım satmazdım. bir sığınak olsaydım sütunlarım çatlardı. keskin bir jilet olsaydım, onu ağzımda beslerdim. ağzımda keskin bir jilet varken ne kadar konuşabilirim ki? konuşabilseydim devrik bir cümle kurardım. ben kendimde olsaydım, bu olmazdım